TUZ MAĞARASI ve ÇANKIRI MEMLEHASI

ÇANKIRI MEMLEHASI

             "Şu günlerde Çankırı Memlahası’nın  kapısının değiştirileceği ve şehre bir kilometre mesafedeki Boyalıca yolu çevresindeki bekçi kulübesinin bulunduğu taraflarda bir ocak açılarak ihracatın bu açılacak ocaktan yapılacağı söylenmektedir.

             Buna dair yazılarımızı yazmadan önce, dünden bugüne Çankırı memlehasına bir göz atalım .

             Çankırı’ya on beş kilometre mesafede olan şimdiki ocağın, biri eski kapı ve diğeri yeni kapı diye iki kapısı vardır. Eski kapı tarafları tehlikeli olduğundan kapatılmış ve yeni kapıdan çıkarma yapılmaktadır.

             Tuz damarlarının başı Çankırı’ya altı saat uzaklıkta Karadayı köyü civarından başlayarak Çankırı’nın güney tepeleri altından geçerek tesadüf ettiği su Kaynaklarından bazı gölcükler ve dereler teşkil ettikten sonra Şeyh Osman(Tatlıpınar) köyü ocağına ve oradan  İskilip’in Taytak, Yerli Köyü tuz gölleri ve Çayağzı mevkii ile İskilip memlehasına varır. Oradan da Kızılırmak altından geçerek  Akçakoyunlu, Çayan Ali Baba, Sarıkaya , Çoğul, Sekili Memlahaları ile birleşerek  Orta Anadolu içinden güneye doğru giderek Sivas, Erzurum civarlarındaki  Cerit Memlahalarına kadar varır büyük bir damardır. Eski tarihlerin yazdıklarına göre Çankırı eyalet halinde idare olunurken yukarıda saydığımız yerlerin çoğu Çankırı’ya tâbi olmasından gerek ordunun, gerekse Kuzey Anadolu’nun  tuz ihtiyacını karşılamak için fazla tuzun çıkarılmasına gerek görülmüş ve bu sebepten olmalı ki lâğımcılığa ehemmiyet verilerek Çankırı Memlahasından tuz çıkarma işlemi, bu sanat erbabı tarafından yapılmıştır.

             Gaz yağının keşfi ve aydınlatmada kullanılması devrinin hululüne kadar tuz mağaraları içersinde çalıştırılan lağımcı ve sair usta ve ameleler tarafından mağaranın içerisinde yatak yerleri, cami ve helâ gibi mahaller yapılmıştır. Bu günkü vaziyete göre dışarıdan hiçbir ışıklığı olmayan mağaranın iç aydınlatması yukarıda söylediğimiz gibi önceleri çıra , mum ve fitilli gaz lambalarına münhasır kalmış ve bugün de işittiğimize göre radyum ve karpit lambaları kullanılmaktadır.


LAĞIMCILAR

             Eski ordularda kullanılan lağımcılar, Çankırı memlahası ve Tokat ,Kastamonu bakır madenleri ile sair madenlerde çalıştırılan işçilerden yetiştirilmiştir.  On yedinci asırdaki Fazıl Ahmet Paşa’nın Kandiye seferinde Kandiye kalesinin burçlarını atmak üzere Çankırı’dan beş bin lağımcı getirttiğini Fındıklılı Mehmet Ağa (Silahdar Ağa) tarihinde yazar.(1)

             Beş bin lağımcının Çankırı’dan çıkması demek, Çankırı Memlahası’nın o vakit ki işleme kudretinin çok yüksek olduğuna delalet eder.[2]

             Kapıdan girildiğinde tuz kayaları oyulmak suretiyle  yapılmış ve ancak ucu demirli bastonla yürünür, bir saat kadar meyilli kemerli koridordan geçilerek büyük ocağa varılır ve burada muhtelif semtlere ayrılmış yollardan iki , iki buçuk saat kadar gezilebilecek büyük tuz damarları görünür.

             Ambarlarla ihracat damarlarının arası hemen hemen iki saat kadar süren  dik bir iniştir.

             Ara sıra tesadüf eden su damarları yüzünden bazı  gölcüklere rastlanır.

             Burada nakliyat merkeplerle yapıldığı için tuz üzerinde yüklü hayvanların yokuşu tırmanarak çıkmaları acınacak vaziyettedir. Sevinçle duyduğumuz Çankırı tarafından açılacak kapı çok lüzumlu ve önemlidir.

             Eğer bu kapı açılır aydınlatma ve ihracat elektrikle yapılacak olursa, hem aradaki zorluklar kalkar hem de çıra ve lambaların isleri yüzünden bozulan ve bazı çatlaklar arasında hasıl olan siyah damarlar kalkmış bulunur;  yurttaşlar da temiz ve nefis bir tuz yemiş olur."[3]


  DAMYATİ

              Kaya tuzu çıkarılan arazi 7-8 kilometre devam eder. Eski ve yeni dehliz adıyla iki ağızdan çalışılmış ise de, eski ağız tekniğe uygun açılmadığı için bazı kazalar olmuştur.Yeni ağız 1900’lü yılların başında, İstanbul’da tünelin inşaatında görev yapmış Damyati adında bir İtalyan mühendisin katkısıyla modern tekniğe uygun olarak açılmış,daha güvenli duruma gelmiştir. (A. K. Üçok, Çankırı Coğrafyası, s.80)

(1)Girit’in fethi, 1644 yılında başlayıp 1669’da tamamlanarak ancak 25 yıl süren uzun ve Venediklilerle yapılan çetin savaşlardan sonra mümkün olmuştur. 20.yüz yılın başında Avrupa devletlerinin masa başı oyunları ve dayatmaları ile Yunanistan’a verilmiştir. Kıbrıs’ta oynanan benzeri oyunlar, umuyorum ki, Girit’e benzeyen bir akıbete yol açmaz.(H. Duran’ın notu)

[2]A. Kemal Üçok, Duygu’daki bir başka yazısında: “1655 tarihli şeriye defterinde Girit muharebesi için Çankırı’dan beş bin lağımcı istenmiş; Çankırı kadısı, eyaletin havi olduğu kazalara (Çankırı eyaleti Çankırı, Çerkeş, Tosya, İskilip, Kalecik kazaları ile bunların bütün kadılıklarını ihtiva ettiği cihetle dört beş yüz bin kişilik eyaletti.) buyrultu gönderiyor ve bunda (Kazanızda lağımcılık fennine aşina ve iş erlerini toplayıp tez gönderiniz, müfettiş paşa hazretlerinin veya adamlarının gelmesinden evvel bu iş görülmüş olsun.) diyor.” konuya açıklık getiriyor.

[3] Bu yazı, Çankırı’da neşredilen Duygu Gazetesinde   yayınlanmıştır. Yazarı, Çankırı tarihçisi Ahmet Kemal Üçok’tur. Bazı düzeltme ve sadeleştirmeler tarafımdan yapılmıştır.


     ÇANKIRI TUZLASI

Çankırı, tarih boyunca kaya tuzu rezervleri ile dikkati çeken bir ilimizdir.Etiler döneminden beri işletildiği sanılan Çankırı Memlahası(Tuzla)’nın Osmanlı döneminde padişah hassı içinde yer aldığı bilinmektedir.Tapu tahrir defteri kayıtlarına göre memlahanın geliri, 1521 ‘de 55.000 akça iken, 1579’da bu gelir 71.000 akçaya çıkmıştır.Tuzlanın adı defterlere, (Memlaha-i Kengırı)olarak kaydedilmiştir. (Ahmet Kankal, 16. yüzyılda Çankırı Sancağı,..)


MEMLEHA

Tarihte kaya tuzu üretilen tuzlalara MEMLEHA adı verilmekteydi. Çankırı tarihçisi Ahmet Kemal Üçok’un  bu konudaki bir yazısına da yer vereceğiz. Üçok, Tuz mağarasını 1895 yılında ziyaret etmiştir. Osmanlı döneminde geniş bir coğrafi bölgenin tuz ihtiyacını karşılayan Çankırı memlahası, lağımcı denen bir zenaat erbabının istihdam edildiği yerlerdi. Lağımcılara savaşlarda bazı kalelerin fethinde önemli görevler düşmekteydi. Üçok, Girit’in fethi sırasında Fazıl Ahmet Paşa’nın Çankırı yöresinden 5000 lağımcı götürdüğünü, Silahdar Tarihine atfen nakletmektedir. (O zamanki Çankırı bugünkü sınırlarında değildi. Tosya, Kalecik, Sulakyurt, Balışeyh, İskilip ve Sungurlu’nun bir kısmı ile Eskipazar ve Ovacık Çankırı’ya bağlı idi). Kandiye’nin fethinde Çankırı’dan götürülen lağımcıların  önemli etkisi  olmuştur.

Memleha: Kaya tuzu çıkarılan ocaklara verilen ad.

Memluha: Göl tuzu çıkarılan havuzlara verilen ad.

Çankırı memlahası, kaya tuzu ocağı olup iki kısımdır.

    1-Eski zamanlardan beri ihtiyaç sahiplerinin gelişigüzel tuz çıkardığı kısımdır ki bugün boştur.

    2-Ustabaşı İtalyan Damyati’nın gözetiminde  fenni şekilde  galeri usulünde açılan kısımdır.

İşletmecilik uzun yıllar boyunca buradan yapılmıştır.(Üçok, A.Kemal, Görüp İşittiklerim, s.237,)


 ÜRETİM VE REZERVLER

Çankırı Merkez’e 15 km. uzaklıktaki Balıbağı Köyü civarında bulunmaktadır. Esaslı bir jeolojik araştırma yapılmamıştır. Yalnızca Potas tuzu aramak amacıyla 1966 yılında MTA tarafından 450 metreye inilen bir sondaj yapılmıştır. Tahmini rezerv 26 milyon ton olarak gösterilmişse de gerçekçiliği şüphelidir. (NİTEKİM BUGÜNKÜ TESPİTLER, REZERVİN 800 MİLYON TON CİVARINDA OLDUĞU YÖNÜNDEDİR.)

            NaCl (Sodyum Klorür) oranı, beyaz renkli nümunelerde %99.5; gri ve koyu gri nümunelerde %96 olabilmektedir. Bölgede sık sık heyelanlar vuku bulması, yolunun yetersizliği verimli işletmeciliği engellemiştir. Mesela,1923 yılında büyük bir heyelan olmuştur. Oda –Topuk Sistemi adı verilen ilkel tuz çıkarma yöntemiyle uzun yıllar mahalli ihtiyaçlar giderilmeye çalışılmıştır. Üretim miktarı ortalama yıllık 3000 ton olarak kabul edilmiştir.


 TARİHTE TUZLALAR

Osmanlı döneminde tuzlalar ve madenler devletin mülkiyetindeydi. Devlet bunları bizzat işlettiği gibi,  özel ve tüzel kişilere de işletme hakkını devretmek şeklinde uygulamalara da rastlıyoruz. Kişilere işlettirilen tuzlalarda devlet, üretilen tuzun beşte birini alıyordu.

           Bazı küçük kapasiteli tuzlaların  aşiret reislerine, tekke ve zaviyelere tahsis edilmiş olduğunu görüyoruz.. Devlet bunlardan herhangi bir bedel talep etmiyordu.Büyük kapasiteli tuzlalar ise, belli bir bedel karşılığında ya da ihale usulüyle mültezimlere işlettirilmiştir.

             ÖRÜ(Avri) nizamı denen bir sistem geçerliydi. Buna göre her tuzlanın hitap ettiği bir coğrafi alan vardı. Bu alanda yaşayanlar ihtiyacını o tuzladan sağlamak zorundaydı.Bu sınırların ihlal edilmesi söz konusu değildi.

             Evliya Çelebi Seyahatnamesinde,  İstanbul’da bir Tuz Emini bulunduğu ve Tuzcu esnafını denetlediği belirtilmektedir. Evliya Çelebi,bir esnaf alayını anlatırken: “Pîrleri Hazreti İbrahim Halilullah ‘tır…Bu esnaf ekmekçi esnafına yamaktır. Zira ekmek tuzsuz olmaz. Bunlar pür silah tahtırevanlar üzerindeki tuz dükkanlarında tuz tartarak ve -TUZ EKMEK Hakkı İçin- diyerek” geçtiklerini kaydetmektedir.

             Osmanlı Devletindeki tuz işletmeciliğindeki  karmaşık yapı, 1862 yılında alınan bir kararla Tuz Tekeline dönüştürülmüştür. Ülke çapında Tuz Müdürlükleri ve taşra teşkilatı kurulmuştur. Örü usulü kaldırılarak yakınında tuzla bulunmayan yerlere ambarlar tesis edilmiştir. Bu süreç, art arda gelen savaş ve felaketlerin sonunda, 1881’de  Düyunu Umumiye İdaresinin kurulmasına kadar devam etmiştir. Devlet gelirlerinin bir kısmı yabancıların yönetimindeki bu kuruluşa devredilerek devlet borçlarının ödenmesi yoluna gidilmiştir. Tuz gelirleri de Düyunu Umumiye’ye devredilmiş ve 1882-1910 yılları arasında 28 sene idarenin tasarrufunda kalmıştır. Bundan sonra yapılan değişik uygulamalar vardır, ancak daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. 13 Haziran 1928 tarihinde  Düyunu Umumiye’nin tamamen tasfiyesine kadar bu karmaşık durum devam etmiştir. Tuzlalar, 1930 yılından itibaren İnhisarlar (Tekel) İdaresine devredilmiştir.


 ÇANKIRI MEMLEHASINA DAİR BİR BELGE    

       1655 tarihli bir şer'iyye sicil kaydı, Çankırı Memlehası 120 bin akçe bedelle Mustafa adlı bir kişiye iltizâm olarak verildiğini göstermektedir. Belge, Osmanlı döneminde  padişah hassı içinde yer aldığı bilinen Çankırı tuzlasının getirisi hakkında aydınlatıcı olmaktadır.

        "İşbu râfi’-i tevkî’i'ş-şân-ı hâkânî kıdvetü'l-emâsil ve'l-akrân Mustafa zîde kadrühu mahal-i  inâyet ve müstevcib-i himâyet olmağın Kângırı sancağında vâki Memleha Mukâta’ası'nda yüz yirmi bin akçeye maktû’ olub kendüye der’uhde olunmak bâbında istid’â ‘inâyet itmeğin hakkında mezîd-i ‘inâyet-i pâdişâhânem zuhûra getürüb mukâta’a-yı mezbûrenin Âsitâne-i Sa’âdet'imde mahfûz olan Baş Muhâsebe'de mukayyed olan târih ve iltizâmına zarar getürmemek üzere bin altmış beş Mart'ı ibtidâsından tevcîh ve inâyet olunub bu berât-ı sa’âdet-âyât ve behcet-gâyâtı virdüm ve buyurdum ki merkûm Mustafa zîde kadrühu varub mukâta’a-yı mezbûreyi sene-i sâbıkada zabt olunduğu üzere zabt ve tasarruf idüb min-ba’d âherden mudâhale olunmaya ve mukâta’a-yı mezbûre bir tarîk ile Âsitâne-i Sa’âdet'imden âhere der’uhde olunmuş ise mûmâ-ileyh Mustafa zîde kadrühuya zabt itdirilüb Âsitâne-i Sa’âdet'imden berât-ı şerîfle gelen kimesne berât ile Ordu-yı Hümâyûn'a havâle oluna ol bâbda hiç ahad mâni ve dafî ve müzâhim olmayalar şöyle bileler alâmet-i şerîfe i’timâd kılalar tahrîren fi'l-yevmi's-sâbi’ min-şehr-i Rebî’i'l-evvel li-sene hamse ve sittîn ve elf."


 ÇANKIRI MEMLEHASI MUKATAASI İLE İLGİLİ BİR BAŞKA BELGE:

            SİPAHİ İBRAHİM'e VERİLEN BERAT-I HÜMAYUN

          Doksanıncı  bölükte sipahi iken günlük 24 akçe ulufeyle emekli olması uygun görülen İbrahim'in ulufesinin 19 akçesinin hazinede kalması ve günlük 5 akçesini de Kangırı tuzla mukataasından almak üzere emekli olduğuna dair 1109 rebiu'l-ahirinin 21. gününde verilen berat.  (6 Kasım 1697).

                      BELGE ASLI:

            " Nişân-ı şerîf-i 'âlişân-ı sami-mekan-ı sultani ve tuğra-yı cihan-sitan-ı hakanî hükmü oldur ki;

              Bundan akdem ebna-i sipahiden olub doksanıncı bölükde yevmî yirmi dört akçe 'ulufeye mutasarrıf olan iş bu darende ferman-ı hümayun meserret makrun-ı hakan-i İbrahim kalender Kangırı emekdar ve mahall ve mustehakk olmağla teka'üd-i ihtiyar etmeğin hakkında mezid-i 'inayet-i padişâhânım zuhura getürüb kıdvetü'l-emacid vel-a'yan atlu mukabelecisi zide kadruhunun tezkiresi mucebince kadîmi mutasarrıf olduğu 'ulufesinin on dokuz akçesi hazine mande olub ve baki kalan yevmi beş akçe 'ulufesin Kangırı memlehası mukata'ası malından almak üzere müteka'idin zümresini ilhak idüb bin yüz dokuz rebi'ü'l-ahirinin yirmi birinci gününden(6 Kasım1697.. H.D.) bu berat-ı hümayun-ı sa'âdet-makrunu virdim ve buyurdum ki mezbur varub vech-i meşruh üzere ta'yin olunan yevmî beş akçe 'ulufesin fîmâ ba'd Kangırı memlehası mukata'ası malından emin olanlar yedinden ber vech-i taka'üd olub mutasarrıf olub devam-ı 'ömr ve devletim ed'iyesine müdavemet üzere ola şöyle bileler 'alamet-i şerife i'timad kılalar…. ...1109              

                       Be makam-ı Edirne"


BİR BAŞKA BELGE

Fi 22 muharrem 1110 (31 Temmuz 1698)

Eski yeniçerilerden olan Mehmet Hüseyin'in, Tokat kalemi mukataasından günlük on akçe ile emeklilik ulufesine sahip olan İbrahim'in öldüğünü ve onun yerinin kendisine verilmesini istediğini belirtmesi üzerine İbrahim'in aldığı 10 akçeden sekiz akçesinin hazinede kalması ve iki akçesinin de Çankırı tuz mukataasından alması üzerine Mehmet Hüseyin'e verildiğine dair berat. (5.Nolu Şerriyye Sicili)

 Belgenin Orijinali:

    "Nişan-ı şerif-i 'alişan-ı sami-mekan-ı sultanî ve tuğra-yı cihan-sitan-ı hakanî hükmü oldur ki;

    İş bu dârende-i ferman-ı hümayûn meserret-makrun-ı hakanî Mehmed Hüseyin yeniçeri-i sabık ordu-yı hümayunuma 'arz-ı hal idüb Tokad aklâm-ı mukata'ası malından almak üzere yevımi on akçe teka'üd 'ulufesine mutasarrıf olan İbrahim nasuh-ı tas evan cebe fevt olub mahlûl kendüye virilmek babında 'inayet rica etmeğin hakkında mezid-i 'inayet-i padişâhânem zuhura getürüb kendü 'arz-ı hali ile virilen ruûs-ı hümayunum mucebince mahlûl-ı mezburun sekiz akçesi hazine mande ve bakî yevmî iki akçesin Kangırı memlehası mukata'ası mâlından almak üzere mezkûra tevcih idüb bin yüz on muharreminin onuncu gününden bu berat-ı hümayun virdim ve buyurdum ki mezbur varub ta'yin olunan yevmî iki akçe du'a gûy vazifesin..."


bu yazıdaki bazı belge ve anlatımlarda Çankırı tarihçisi Ahmet Kemal Üçok yazıları ve Çankırı Araştırmaları Sitesi  http://www.cansaati.org tan alıntılar yapılmıştır...